Dünyanın farklı bölgelerinde süren savaşlar, tarımsal üretimi etkileyen kuraklık ve seller, yükselen maliyetler ve insani yardım bütçelerindeki kesintiler, açlıkla mücadeleyi zorlaştırıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Dünya Gıda Programı’nın (WFP) değerlendirmeleri, mevcut krizlerin gerekli müdahaleler yapılmadığında daha da ağırlaşabileceğini gösteriyor.
Kamuoyunda dile getirilen “23 ülkede gıda krizi çıkacak” ifadesinde ise önemli bir ayrım bulunuyor. 2026 Küresel Gıda Krizleri Raporu’ndaki 23 ülke ve bölge, 2025 yılında beslenme krizi yaşanan yerleri anlatıyor. Haziran–Kasım 2026 dönemine yönelik ayrı erken uyarı raporu ise 13 ülke ve bölgede akut gıda güvensizliğinin kötüleşebileceğini bildiriyor. Bu iki değerlendirme, aynı dönemi ve aynı ölçütü kapsamıyor.
47 ülke ve bölgede 266 milyon kişi etkilendi
2026 Küresel Gıda Krizleri Raporu’na göre, 2025 yılında verileri değerlendirilen 47 ülke ve bölgede yaklaşık 266 milyon kişi, kriz veya daha ağır düzeyde akut gıda güvensizliği yaşadı. Bu sayı, incelenen nüfusun yüzde 22,9’una karşılık geliyor.
Buradaki oran, dünya nüfusunun tamamına ait değil; rapor kapsamında analiz edilen nüfusu gösteriyor. Ülkelerin veri kapsamı yıllar arasında değişebildiği için toplam kişi sayılarının karşılaştırılmasında da bu farklılığın dikkate alınması gerekiyor.
Raporda, beslenme krizlerinin en ağır yaşandığı yerler arasında Gazze Şeridi, Sudan, Güney Sudan ve Myanmar bulunuyor.
Beslenme krizi yaşanan 23 ülke ve bölge hangileri?
Raporun 2025 yılına ilişkin beslenme krizi değerlendirmesinde şu ülkeler ve bölgeler yer alıyor:
Afganistan, Bangladeş, Burundi, Cibuti, Çad, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Filistin’in Gazze Şeridi, Güney Sudan, Kamerun, Kenya, Madagaskar, Mali, Moritanya, Mozambik, Myanmar, Nijer, Nijerya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Pakistan, Somali, Sudan, Uganda ve Yemen.
Listede bulunmak, ülkenin tamamında aynı şiddette kriz veya kıtlık yaşandığı anlamına gelmiyor. Bazı değerlendirmeler belirli bölgeleri, mültecileri veya diğer nüfus gruplarını kapsıyor. Kamerun, Pakistan ve Yemen’de ise güncel verilerin sınırlılığı, krizin şiddetinin sınıflandırılmasını zorlaştırıyor.
Çocuklar ve kadınlar için ayrı veriler
Rapora göre, söz konusu 23 ülke ve bölgede 2025 yılında yaklaşık 35,5 milyon 6–59 aylık çocuk akut yetersiz beslenmeden etkilendi.
Hamile ve emziren kadınlara ilişkin verinin kapsamı ise farklı. Bu 23 ülke ve bölgenin veri bulunan 21’inde yaklaşık 9,2 milyon hamile ve emziren kadın akut yetersiz beslenme yaşadı.
Dolayısıyla çocuklara ilişkin 23 ülkelik veri ile kadınlara ilişkin 21 ülkelik veri aynı kapsamdaymış gibi sunulmamalı. Her iki bulgu da 2025 yılına ilişkin; gelecekte kesin olarak yaşanacak bir durumu anlatmıyor.
13 ülke ve bölge için erken uyarı
FAO ve WFP’nin 17 Haziran 2026 tarihinde yayımladığı, Haziran–Kasım 2026 dönemini kapsayan “Açlık Noktaları” raporunda riskler üç grupta değerlendiriliyor:
| Endişe düzeyi | Ülkeler ve bölgeler |
|---|---|
| En yüksek endişe | Sudan, Güney Sudan, Yemen, Filistin, Nijerya ve Somali |
| Çok yüksek endişe | Afganistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Haiti |
| Diğer açlık noktaları | Lübnan, Madagaskar, Mali ve Myanmar |
Bu liste, bütün ülkelerde aynı anda kıtlık başlayacağı anlamına gelmiyor. Rapor, gıdaya erişimin daha da zorlaşabileceği yerler için erken müdahale çağrısı yapıyor.
Nijerya’da özellikle kuzeydoğudaki Borno eyaleti, Somali’de ise Burhakaba bölgesi ağır risklerle öne çıkıyor. Lübnan’ın listeye eklenmesinde çatışmaların tırmanması, Madagaskar’da ise olumsuz ve düzensiz hava koşulları etkili oldu.
Açlığın temel nedenlerinden biri çatışmalar
Erken uyarı raporunda, silahlı çatışma ve şiddetin 13 açlık noktasının 12’sinde temel etkenler arasında bulunduğu belirtiliyor.
Savaşlar, insanların üretim alanlarından uzaklaşmasına, tarımsal faaliyetlerin aksamasına ve pazarların işleyişinin bozulmasına yol açıyor. Yolların ve altyapının zarar görmesi, hem ticari ürünlerin hem de insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını güçleştiriyor.
Bu nedenle sorun yalnızca ne kadar gıda üretildiğiyle sınırlı kalmıyor. Gıdanın insanlara ulaştırılabilmesi ve ailelerin onu satın alabilecek gelire sahip olması da belirleyici oluyor.
Gübre, yakıt ve nakliye maliyetleri üretimi baskılıyor
WFP’nin değerlendirmesine göre, Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz ve Karadeniz gibi önemli ticaret güzergâhlarındaki çatışma kaynaklı aksaklıklar; gıda, yakıt ve gübre maliyetlerini artırabiliyor.
Yakıtın pahalılaşması tarla işleme ve taşımacılığı zorlaştırırken, gübre ve diğer girdilere erişimdeki sorunlar üretimi sınırlayabiliyor. Bu baskılar, tarım işçilerinin gelirlerine de yansıyabiliyor.
Kuraklık gibi bir iklim olayı aynı dönemde yaşandığında, maliyet artışı ile üretim kaybının etkileri birleşiyor.
El Niño için 49 milyon kişilik ek risk tahmini
WFP, El Niño’nun 49 milyon kişiyi daha akut açlığa sürükleyebileceği uyarısında bulunuyor. Bu sayı, gerçekleşmiş bir sonuç değil; olası etkileri anlatan risk tahmini.
El Niño ile ilişkili yağış ve sıcaklık değişiklikleri bazı bölgelerde kuraklık, başka bölgelerde sel ve fırtına riskini artırabiliyor. Ürün kayıpları yalnızca çiftçilerin hasadını değil, tarımdan geçinen ailelerin gelirini ve gıda satın alma gücünü de etkiliyor.
WFP, hâlihazırda ağır açlık yaşayan toplulukların yanı sıra önceki iklim şoklarının etkilerinden kurtulamayan bölgelerin de yeni kayıplara karşı kırılgan olduğunu belirtiyor.
İhtiyaç büyürken yardım kaynakları azalıyor
FAO’nun açıklamasına göre, gıda krizlerine yönelik gıda yardımı, acil tarımsal destek ve beslenme faaliyetlerinin finansmanı 2022–2025 döneminde tahminen yüzde 59 geriledi.
Kaynakların azalması, yardım kuruluşlarının ulaşabildiği insan sayısını ve sağlayabildiği desteği sınırlıyor. FAO ve WFP; güvenli insani erişim, yeterli finansman ve üreticilerin geçim kaynaklarını koruyacak erken müdahaleler çağrısı yapıyor. Amaç, ailelerin yalnızca bugünkü gıda ihtiyacını karşılamak değil, yeniden üretim yapabilmelerini de sağlamak.
Türkiye bu listelerde yer alıyor mu?
Türkiye, belirtilen 23 ülke ve bölgelik beslenme krizi listesinde veya 13 açlık noktasını kapsayan erken uyarı listesinde yer almıyor. Bu raporlardan Türkiye’de kıtlık başlayacağı sonucu çıkarılamaz.
Bununla birlikte, FAO’nun 7 Eylül 2026 tarihli Türkiye değerlendirmesi, tahıl üretimini ortalamanın üzerinde tahmin ederken yüksek gıda fiyatları ile üretim ve dağıtım maliyetlerinin sürdüğünü belirtiyor. Bu tablo, üretim miktarıyla hanelerin gıdayı satın alabilme gücünün ayrı değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Kilis’e özgü bir kıtlık veya gıda krizi tespiti içermeyen bu kaynaklar, yerel düzeyde çiftçinin girdi maliyetlerinin ve ailelerin temel gıdaya erişiminin izlenmesi için araştırma başlıkları sunuyor.
Haber Merkezi












Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir