Batı’da siyaset, sermaye ve medya arasındaki kirli ilişkiler, Jeffrey Epstein davasıyla bir kez daha gün yüzüne çıktı. Dosya, cezasızlık düzenini gözler önüne seriyor.
ABD’de reşit olmayan çocuklara yönelik cinsel istismar ve fuhuş ağı kurduğu gerekçesiyle yargılanan Jeffrey Epstein dosyası, yalnızca bireysel suçlarla sınırlı kalmadı. Yıllar içinde ortaya çıkan belgeler, ifadeler ve kamuoyuna yansıyan ilişkiler ağı, Batı dünyasında güç odaklarının nasıl korunduğunu açık biçimde ortaya koydu.
Epstein hakkında ilk şikâyetlerin 1990’lı yıllara uzandığı, buna rağmen soruşturmaların uzun süre ya kapatıldığı ya da etkisiz bırakıldığı belirlendi. Mağdurların ifadeleri görmezden gelinirken, Epstein’in siyasetçiler, milyarder iş insanları ve akademik çevrelerle kurduğu temaslar dikkat çekti.
Yargı sürecinde verilen hafif cezalar ve sağlanan ayrıcalıklar kamuoyunda büyük tepki topladı. 2019 yılında cezaevinde ölü bulunması ise dosyadaki soru işaretlerini daha da artırdı. Resmî kayıtlara “intihar” olarak geçen ölüm, ABD kamuoyunda ve uluslararası alanda tartışılmaya devam ediyor.
Son olarak yayımlanan milyonlarca sayfalık belge ve binlerce görselin, Epstein’in yalnız hareket etmediğini, sistematik bir koruma zırhı altında faaliyet yürüttüğünü gösterdiği değerlendiriliyor. Belgelerde yer alan isimlerin önemli bir kısmının hâlâ yargı önüne çıkarılmaması ise “cezasızlık” eleştirilerini güçlendirdi.
Uzmanlara göre Epstein dosyası, Batı’nın sıklıkla savunduğu “hukukun üstünlüğü” söyleminin, güç ve çıkar ilişkileri söz konusu olduğunda nasıl askıya alındığını net biçimde ortaya koyuyor.
