Birinci Dünya Savaşı'nın ardından imzalanan Mondros Mütarekesi ile vatan topraklarının işgal edilmesi ve 16 Mart 1920'de İstanbul'un resmen işgaliyle Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması, yeni bir meşruiyet merkezi ihtiyacını doğurdu. Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde, Anadolu'nun güvenli limanı Ankara, milli mücadelenin ve milli iradenin merkezi olarak belirlendi.
Dualarla Başlayan Yeni Bir Dönem
23 Nisan 1920 Cuma günü, Hacı Bayram Camii’nde kılınan cuma namazının ardından, yurdun dört bir yanından gelen temsilcilerle birlikte meclis binasına yüründü. En yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey’in açılış konuşmasıyla TBMM faaliyetlerine başladı. Bu açılış, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçişin hukuki ve siyasi temelini oluşturdu.

"Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir"
Meclisin açılmasından bir gün sonra, 24 Nisan 1920'de meclis başkanı seçilen Mustafa Kemal Paşa, meclisin üzerinde hiçbir gücün bulunmadığını şu tarihi sözle perçinledi:
"Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir."
Bu ilke, sadece bir yönetim şekli değişikliği değil; halkın kendi kendini yönettiği, kararların şahıslar tarafından değil halkın temsilcileri tarafından alındığı demokratik bir düzenin müjdecisiydi.

Kurtuluş Savaşı’nın Karargâhı
TBMM, kurulduğu andan itibaren sadece bir yasama organı değil, aynı zamanda bir "Gazi Meclis" olarak Kurtuluş Savaşı’nı yöneten başkomutanlık karargahı görevini üstlendi. Yokluklar içindeki bir ordunun lojistik ihtiyaçlarından askeri stratejilerine kadar her karar bu çatının altında tartışıldı ve karara bağlandı.
106 yıl önce bugün Ankara'nın bozkırında yakılan bu bağımsızlık meşalesi, modern Türkiye Cumhuriyeti'nin doğum belgesi olarak tarihe geçti. Bugün bu çatı, demokratik parlamenter sistemin ve cumhuriyet değerlerinin en büyük teminatı olmayı sürdürüyor.
