Yanında Muhammed Hatta duruyordu. Bu birkaç cümlelik açıklama, 350 yılı aşkın Hollanda sömürge egemenliğine son veren bir sürecin resmi başlangıcı oldu ve ardından dört buçuk yıl sürecek bağımsızlık savaşının fitilini ateşledi.
İlana giden yol: Japon işgali ve teslimiyet
II. Dünya Savaşı sırasında Hollanda Doğu Hint Adaları (bugünkü Endonezya), 1942'den itibaren Japonya'nın işgali altındaydı. Japon yönetimi, savaşın son döneminde yerel milliyetçi hareketi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak amacıyla Sukarno ve Hatta gibi liderlere sınırlı bir özerklik alanı tanımış, bağımsızlığı hazırlamakla görevli bir komite (PPKI) kurulmasına izin vermişti. Ancak 15 Ağustos 1945'te Japonya'nın müttefik devletlere koşulsuz teslim olması, bölgede beklenmedik bir güç boşluğu yarattı.
Rengasdengklok Olayı: Gençler liderleri "kaçırdı"
Japonya'nın teslim olduğu haberi Cakarta'daki genç milliyetçi kadrolara ulaştığında, bu gençler bağımsızlığın hiç vakit kaybetmeden ilan edilmesini istedi. Sukarno ve Hatta gibi daha kıdemli liderler ise sürecin düzenli işletilmesi ve uluslararası tanınırlık kazanılması gerektiğini savunarak temkinli davranıyordu. Görüş ayrılığı o denli keskinleşti ki, 16 Ağustos 1945 sabahı bir grup genç, iki lideri Cakarta dışındaki Rengasdengklok kasabasına götürerek adeta alıkoydu. Amaç, Sukarno ve Hatta'yı Japon etkisinden uzak tutup bağımsızlık ilanı konusunda ikna etmekti.
Metin bir amiralin evinde yazıldı
Aynı gün akşam saatlerinde Ahmad Subardjo'nun araya girmesiyle Sukarno ve Hatta Cakarta'ya geri getirildi. Gece yarısını geçtikten sonra, 17 Ağustos'un ilk saatlerinde küçük heyet, Japon Deniz Kuvvetleri'nin bölgedeki üst düzey yetkilisi Amiral Tadashi Maeda'nın evine gitti. Sukarno, Hatta ve Subardjo burada bağımsızlık bildirisinin metnini birlikte kaleme aldı; metin Sukarno'nun el yazısıyla yazıldıktan sonra Sayuti Melik tarafından daktiloyla temize çekildi. Bildiri, uzun bir siyasi söylevden çok, iktidarın devri sürecinin en kısa sürede ve düzenli biçimde gerçekleştirileceğini belirten kısa ve öz bir çağrı niteliğindeydi.
İlan anı ve "Merdeka!" nidaları
17 Ağustos sabahı saat 10.00'da Sukarno, evinin önünde toplanan küçük bir kalabalığa bildiriyi okudu. Hemen ardından kızıl-beyaz bayrak töreninde ilk kez göndere çekildi ve orada bulunanlar "Merdeka" (özgürlük) diye haykırdı. Haberin bütün takımadalara ulaşması günler, hatta bazı bölgelerde haftalar sürdü; ancak yayıldıkça bağımsız bir Endonezya fikri halkın büyük bölümünce hızla benimsendi.
Hollanda tanımadı, silahlı mücadele başladı
Hollanda, ilanı bir Japon işbirlikçileri girişimi olarak nitelendirip meşruiyetini tanımadı ve sömürge egemenliğini sürdürme iddiasından vazgeçmedi. Japon ordusunun silahsızlandırılmasının ardından bölgeye giren İngiliz birlikleri, kısa süre içinde Hollanda birliklerinin yeniden konuşlanmasına zemin hazırladı. Böylece Endonezya Ulusal Devrimi olarak anılan, 1949'a kadar sürecek kanlı bir çatışma dönemi başladı. Bu süreçte Hollanda iki büyük askeri harekat (Endonezya'da "Agresi Militer" olarak bilinen "polis harekatları") düzenledi; buna karşılık cumhuriyetçi güçler hem düzenli ordu hem de gerilla direnişiyle karşılık verdi.
Bağımsızlığın nihai tanınması
Uluslararası baskının, özellikle Birleşmiş Milletler ve Amerika Birleşik Devletleri'nin devreye girmesinin ardından taraflar masaya oturdu. 2 Kasım 1949'da varılan anlaşmayla bağımsızlığın koşulları belirlendi ve 27 Aralık 1949'da Hollanda, Endonezya'nın egemenliğini resmen devretti. Böylece ilan edildiği andan tam dört yıl dört ay sonra Endonezya'nın bağımsızlığı uluslararası düzeyde de tescillenmiş oldu.
Sukarno ve Hatta'nın mirası
Bağımsızlığın ilanının ardından Sukarno cumhurbaşkanı, Hatta ise cumhurbaşkanı yardımcısı oldu. Mısır, yeni cumhuriyeti tanıyan ilk ülke oldu. İkili, bugün Endonezya'da bağımsızlığın kurucu babaları olarak anılıyor ve 17 Ağustos, ülkede bayrak törenleri ve resmi kutlamalarla anılan Bağımsızlık Günü olarak kutlanıyor. Bununla birlikte, birçok devrimci lider gibi Sukarno ve Hatta'nın mirası da tarihçiler arasında tartışmasız değil; özellikle Sukarno'nun sonraki yıllarda giderek otoriterleşen "Güdümlü Demokrasi" dönemi, bağımsızlık kahramanlığı ile iktidarın kullanımı arasındaki gerilimi bugün de tarih yazımının tartışma konularından biri haline getiriyor.
Haber Merkezi