<h3>BİLGİYİ EKMEK VE SU KADAR SEVELİM</h3> <h3> "Bildiğini bilmek ve bilmediğini de bilmek, işte gerçek bilgi budur." Konfüçyüs</h3> <h3> Büyük Düşünür</h3> Bilgi, var olanların varlığı, kaynağı, anlamı ve nedeni üzerine düşünme ve bilginin bilimsel olarak araştırılmasıdır. Ayrıca bilgi bir bilgi alanının ya da bilimin temelini oluşturan ilkeler bütünüdür. Bir de bilgi, soran, sorgulayan, merak eden ve araştırma yapan eleştirel bir tavrın ürünüdür. Çevresindeki varlıklar ve yaşanan olaylar karşısında merak duyan insanlar sayesinde ortaya çıkar. Öğrenmenin ve bilmenin ne denli önemli olduğunu hepimiz çok iyi biliriz. Milyonlarca öğrenci eğitim kurumlarında bilgiye ulaşmak için her gün okulları doldurmaktalar. Çünkü öğrenme, bilginin yüceliğine ulaşmanın yollarını açar, yaşama sevinci verir ve heyecanı arttırır. Ayrıca öğrenmek, bilgi yolunda ilerleyerek kendini olgunlaştıran yüce bir çabadır. Ancak öğrendiklerine göre yaşayamayan, öğrenerek kendi içindeki evreni keşfedemeyen, öğrendikleriyle içini aydınlatamayan, bilgiyle dünyanın gerçeğine ve ruhsal zenginliğe ulaşamayan insan, bir gün sırtına ağır bir kitap daha yükletip altında ezilen hamala benzer. O nedenle öğrenmek için bilginin özüne inmek ve bilgiye göre yaşamak gerekir. Madem ki öğrenmek için bilgi gerekli, öyleyse açıklamalarımıza bilgi ile başlayalım. Bilgin'in iki yanı vardır. Birincisi 'idrak', ikincisi 'bilgeliktir. İdrak, Bilgin'in özüne gerçeğine ulaşmak, kendini bilmek ve ne bildiğinin bilincinde olmaktır. Bilgelik ise, bilgiyi yaşama yansıtmak, bilgiyi içine sindirerek bilgiye göre yaşamaktır. Daha doğrusu bilgi insanı olgunlaştırmalı, gurur ve kibirden uzaklaştırmalı, tevazu içinde insanlara yaklaştırmalı, ilgiye ve sevgiye ulaştırmalıdır. Bilgelikte en önemli şey, bilgiyi içe yansıtmak ve bilgiyle yaşamaktır. İlim adamları ve düşünürler bilgi hakkında o kadar güzel yorumlar yapmışlar ki, hepsinin ayrı ayrı manaları ve güzellikleri vardır. Bakınız Hacı Bektaşi Veli, "Bilgi gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır" diyerek ne güzel söylemiş. Albert Einstein de, bilginin derinliğine inerek, "Bir kum tanesinin gizemini çözmeyi başarabilseydik, tüm dünyanın gizemini öğrenmiş olurduk" diye yorumlamıştır. Büyük İslam Düşünürü Farabi, "Bilgi bizleri Allah'a kavuşturur" diyerek bilginin manevi gücünü ortaya koymuştur. Antik Çağın Büyük Düşürür Sokrates, "Ben hiçbir şey bilmediğimi biliyorum" derken, bilginin ne kadar derin ve sonsuz olduğunu bizlere duyurmuştur. Büyük Düşünür İbni Sina, "İnsanın ruhu kandil, bilgi onun aydınlığıdır. Tanrısal bilgelik de kandilin yağı gibidir. Bu yanar ışık saçarsa o zaman sana diri denilir" yorumuyla bilginin yüceliğine dile getirmiştir. Bir de Bilgin'in tehlikeli yanı vardır, bu da bazı kimselerin bildiklerini zannetmeleridir. Bildiğini zanneden insanların bir bölümü öğrenmeyi durdurur, bilgiden uzaklaştırır. Bir bölümü korkular ve kuşkular içinde yaşarlar. Çünkü insanı en çok kuşkulandıran şey, az bilmek ve az bildiğinin farkında olmaktır. İşte öğrenmeyi bırakan bir insan, yaşamının anlamını da kaybeder. Hatta öğrenmek arzusunu yitirmek, umutsuzluk yollarını bile açar. Tıpkı hayat, susuz kalmış bir ırmağa, ya da kupkuru bir çöle dönen vadiye döndüğü gibi. Unutmayalım ki, yaşamımızın en kutsal çabası olan ve bizlere güç katan ışık bilgidir.