DUBAİ GEZİMİZ


          Bilgi toplama turlarımı genelde Avrupa ülkeleri üzerinde yaparak gezilere katılırım. Bu kez (2016 yılında) gezimiz Dubai oldu. Eşim Nurten Mercimek, baldızım Nursen Keskin Cabioğlu ve bacanağım Mehmet Keskin ile birlikte Orta Asya ve İslam ülkelerinin büyüleyici, gizemli yaşamları bizleri daha çok etkiledi.



          Birleşik Arap Emirliklerinin en büyük ikinci emirliği olan Dubai, 1960 yıllarında sadece bir balıkçı kenti imiş. 1990’lar sonrası uygulanan politikalar sonucunda bu bölge, ticaret ve turizim başkenti olmuştur.

          Üç günü kapsayan gezimizin birinci gününü şehir turuna ayırdık. İlk olarak Dubai’nin Emiri Şeyh Muhammed Raşid El Maktum tarafından imzalanan, dünyanın ilk 7 yıldızlı Burj Al Arab Oteli’ne gittik. Denizin ortasında tamamen yapay olarak inşa edilmiş bir ada üzerindeki yerde kurulmuştur. Otelin iç alanı ses ve akustik bir özelliğe sahip olması nedeniyle, ön cephesi özel dokunmuş beyaz bezle kaplanmış. En küçük odası 170 metrekare olan otelin dış cephesinden bakıldığında, 26 kat olarak görülmüş olsa da tüm odaların dubleks olması nedeniyle 52 kat olarak inşa edilmiştir.

          Otel gezisinden sonra Basra Körfezinin sularıyla yapay haliç, yapay kanal ve yapay marinanın lüks bir şekilde inşa edilmesi, bizleri çok şaşkına uğrattı. Bir yapay güzellikler ortasında içmiş olduğumuz özel Seylan Çayının tadını hala unutamadık.

          Gezimizin ikinci gününü 4x4 jiplerle çöl Safari gezisi yerine dünyanın en yüksek binası olan Burj Khalıfa Kulesine gitmeyi daha uygun bulduk. 828 metreye ulaşan 160 katlı Burj Khalıfa Kulesinin sadece 124 katına kadar çıkabildik.Dubai’nin  bu kattan panoramik görüntüsü, tarif edilmeyecek kadar güzeldi. Dünyanın birçok mühendislerinin katılımıyla inşaatına 2004 yılında başlanan Kulenin 2009 yılında tamamlandığını öğrendik.

          Gezimizin üçüncü gününde, hiç üşenmeden Dubai’den tam 2,5 saat uzaklıktaki ikinci Arap Emirliği olan Abud Habi şehrine gittik. Sıra sıra gökdelenlerin bulunduğu bu şehirde, bizleri celbeden birinci uğrak yerimiz, çeşitli hurmaların satıldığı mağazalar, ikincisi ise dünyanın üçüncü büyük camisi olan Şeyh Zayed Camisi oldu. Ayrı ayrı lezzetler içeren hurma alış verişimizi yaptıktan sonra, dillere destan olan muhteşem Şeyh Zayed Camisine doğru yol aldık.

           Göklere yükselen türlü boyut ve şekildeki binalar, her ne kadar bizlere doyulmaz bir şevk ve görünüm vermiş olsa da Şeyh Zayed Camisinin ihtişamını gördükten sonra, sanki önceki gördüklerimiz binalar, bir kartondan yapılmış evler gibi, gözlerimizin önünden gelip geçti. 40 bin 960 insanın namaz kıldığı ve kubbeleri altından işlenerek bir ayrıcalık yaratan Şeyh Zayed Camisini dolaşırken hem bilgi edindik hem de derin bir huzur bulduk.

           Üç günlük Dubai gezimizde, nedense Avrupa ülkelerinde olan yorgunluğu hiç hissetmedik. Özellikle Dubai’nin gizemli yaşamları bizlere huzur ve mutluluk verdi. Bundan sonraki gezimiz, herhalde uzak doğu ülkeleri olacaktır. Çünkü uzak doğunun daha büyüleyici olduğu söylenmektedir.