<div> “Başka yerde olup, nur içinde yatılacağına, Bodrum da nur içinde yaşarsın” Cevat Şakir KABAAĞAÇLI ( Halikarnas Balıkçısı)</div> <div> Aydınlığın, temizliğin, masumiyetin simgesi olan beyaz ile sevgi huzur ve barışın simgesi olan mavinin birleşiminden doğan bir güzelliktir Bodrum. Bir de sarı mimozaların, Bodruma özgü sarı papatyaların ve türlü renkte begonvillerin süslediği ve içimize tatlı bir huzur veren beldedir Bodrum. Bodrum'a dikkatlice bir göz attığımız zaman, dağlar arasından doğarak gelen ve denizi mor ve kırmızıya boyayan, tekrar batarken de Türk Sanat Musikisi faslını yaşatan renkli bir güneş ışınını andırmaktadır. Gözlerimizi kamaştıran ve bizlere doyulmaz bir huzur veren bu ışınlar, belki de doğa güzelliğinin ve çivit mavisi denizinin bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bodrum doğumlu ünlü tarihçi Heredot'a göre, Bodrum'un ilk yerli halkı, adalardan göç eden Karia'lar olmuştur. Karia'lılar daha önceleri Girit Kralı Minos'un uyruğunda yaşamış ve vergi vermek yerine gemilerde çalışmışlardır. Özellikle askerliği kendilerine meslek edinmiş olan Karia'lılar, Heredot'un İliada eserinde belirtildiği üzere paralı asker olarak Mısır ve İyonya'ya da savaşmışlardır. Beyaz badanalı evleri, begonvilleri, zakkumları, guletleri, kalesi ve daracık sokakları, bir Ege masalını anlatır bizlere. Bodrum'daki evlerin neden mavi beyaz olduğuna gelince; beyaz renk, sıcak havalarda ışığı iyi yansıttığı için beyaz badana sürülmüştür. Mavi renk ise, yıllar önce akreplerin bu renkten hoşlanmaması nedeniyle koruyucu önlem olarak kullanılmıştır. O nedenle doğal tehlikelerden korunma içgüdüsü bu günkü Bodrum'un, mavi gökyüzünü ve denizini çerçeve içine alan güzel bir fotoğrafı olmuştur. Gerek yerli, gerek yabancıların Bodrum'a geliş nedenleri farklı farklıdır. Bazıları güneşlenmek, denize girmek için, bazıları gürültüden uzak sessizce dinlenmek için, bazıları M.Ö. 1000 yıllarına dayanan bir kültürün ürünü olarak tarihi yapıtları görmek için, bazıları da sanatsal etkinlikleri seyretmek için gelir. Tüm bunların dışında, bir de Halikarnas Balıkçısı'nın Bodrum'a geliş nedeni vardır ki, o da daha başkadır. O Bodrum'a sürgün olarak gelip de, buranın büyüsüne kapılıp bir daha buradan ayrılmadığını görmekteyiz. Sokaklarında mandalina kokusu rüzgarlar esen, en mavili düşlere ev sahipliği yapan Bodrum, Halikarnas Balıkçısı'nı kendine öylesine bağlamış ki, O bütün dünyaya seslenerek: "Yokuş başına gelindiğinde Bodrum’u göreceksin, sanma ki geldiğin gibi gideceksin.” diye ne güzel söylemiş. İşte şarkılara, şiirlere, romanlara, resimlere konu olan Bodrum'da mevsimler doğaya büyük bir aşk ile bağlanır. Ege'nin mavi cennetinde güneşin parlayan yüzü de bir başka olur. İçimizi öylesine ısıtır ki, Bodrum'a düşen herkes, Bodrum'a tutkun ayrılır. Hem de çivit mavisi güzelliği unutmadan..</div>