Devletin Gücü Adalette, Milletin Güveni Hukukta

İbn Haldun’un toplumların yükseliş ve çöküşünü anlatan tezini bugünün Türkiye’sine uyguladığımızda, karşımıza çıkan en önemli meselelerden biri adalete duyulan güvenin zayıflamasıdır.
Bugün toplumun önemli bir kesimi yargının tarafsızlığına ve adaletin eşit uygulanmasına güvenmiyor. Farklı araştırmalar da bu kaygının yalnızca belirli bir siyasi kesime ait olmadığını gösteriyor. Farklı görüşlerden insanlar, adaletin herkes için aynı şekilde işlemesini istiyor.
Asıl tehlike de burada başlıyor. Vatandaş hakkını ararken mahkemeye değil, “Bir tanıdık bulabilir miyim?” düşüncesine yöneliyorsa, mesele artık yalnızca hukuk sistemiyle ilgili değildir. Bu durum, devlet ile vatandaş arasındaki güven bağının zayıfladığını gösterir.
Adaletin gecikmesi ve tarafsızlığı konusunda oluşan şüphe, bu güven kaybını daha da derinleştiriyor. Çünkü adalet yalnızca mahkeme salonlarında dağıtılan bir karar değildir; vatandaşın devlete olan inancının temelidir.
İbn Haldun’un düşüncesinde de adalet, devlet düzeninin merkezindedir. Adalet bozulduğunda devletin diğer kurumları da zamanla zayıflar. Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca yeni reform paketleri açıklamak değil, vatandaşın gerçekten eşit ve tarafsız bir hukuk düzeniyle karşı karşıya olduğunu görmesini sağlamaktır.
Bunun için öncelikle yargının bağımsızlığı güçlendirilmeli, hâkim ve savcıların mesleki güvenceleri artırılmalı, kuvvetler ayrılığı gerçek anlamda işletilmelidir. Bunun yanında davaların uzun yıllar sürmesine neden olan yapısal sorunlar da çözülmelidir.
Çünkü adalet geciktiğinde sadece vatandaş mağdur olmaz; ekonomi de zarar görür. Hukuk güvenliğinin olmadığı yerde yatırımcı risk almak istemez, sermaye üretime yönelmek yerine daha güvenli gördüğü alanlara kaçar. Oysa mülkiyetin ve emeğin güvence altında olduğu bir ülkede sermaye üretime, yatırım ve istihdama dönüşür.
Bu nedenle hukuk reformu yalnızca siyasi veya hukuki bir mesele değildir; aynı zamanda ekonomik kalkınmanın da temel şartıdır.
Bugün toplumun farklı kesimlerini bir araya getirebilecek en güçlü ortak talep belki de budur:
Herkes için eşit adalet.
Bu millet mahkemeden intikam değil, hakkının korunmasını istiyor. İktidarı destekleyen de muhalefeti destekleyen de aynı terazinin herkes için eşit tartmasını bekliyor.
İbn Haldun’un yüzyıllar önce ortaya koyduğu gerçek bugün de geçerliliğini koruyor:
Adaletin olmadığı yerde devletin gücü uzun süre ayakta kalamaz.
Türkiye’nin yeniden güçlü, güvenilir ve üretken bir devlet yapısına kavuşmasının yolu da buradan geçiyor:
Önce adalet, sonra güven; güvenin olduğu yerde ise yatırım, üretim ve refah.
Çünkü adalet yalnızca devletin temeli değil, toplumun ortak vicdanıdır.