Kurbanın Ruhu ve Unutulan Bayramlar

Kurban Bayramı, asırlardır milletimizin sadece dini bir vecibesi değil; paylaşmanın, dayanışmanın, kardeşliğin ve gönül kazanmanın en güzel vesilelerinden biri olmuştur. Eskiden imkânı olan olmayan herkes, evinde bayram havası yaşansın, çocukları mahzun kalmasın diye büyük gayret gösterirdi.
Mahalle kültürünün hâkim olduğu yıllarda, bayramdan günler önce çocuklar kurbanlık koçları sokaklarda gezdirir, heyecanla bayramı beklerlerdi. “Bizim kurbanımız ne zaman gelecek?” diye soran çocuklarının boynunu bükük görmek istemeyen nice aileler, kendilerine kurban vacip olmasa bile borç harç bir kurban kesmeye çalışırdı. Çünkü o dönemlerde kurban kesememek, insanın gönlünde bir mahcubiyet vesilesi olurdu.
Bayram sabahı evlerden yükselen mangal kokuları arasında, kendi çocuklarının mahzun kalmasını istemeyen anne babalar, tüm imkânsızlıklara rağmen kurban ibadetini yerine getirmeye gayret ederdi. Yine de kurban kesemeyen aileler vardı. İşte bu noktada toplumun vicdanı devreye girerdi. Memleketimizin birçok yerinde insanlar geçmişlerinin ruhu için kestikleri kurbanlarını bayramdan bir gün önce keser, etlerini ihtiyaç sahiplerine ulaştırırdı. Böylece fakir aileler de bayram günü komşularıyla aynı anda sofraya oturur, aynı sevinci yaşardı.
Çünkü kurbanın özü paylaşmaktı.
Bugün ise ekonomik şartların ağırlaşmasıyla birlikte milyonlarca insan kurban kesemez hâle gelmiştir. Asgari ücretin ve emekli maaşlarının hayat pahalılığı karşısında yetersiz kaldığı bir dönemde, kurban ibadeti birçok aile için ulaşılması güç bir yük hâline dönüşmüştür. Bunun yanında, imkânı olduğu hâlde kurbanın manevi ikliminden uzaklaşanlar da bulunmaktadır. Yurt dışında daha düşük bedellerle vekâlet yoluyla kurban kestirip bayramı tatil fırsatı olarak görenler, kurbanın toplum hayatındaki derin anlamını göz ardı etmektedir.
Oysa Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) kurban ibadetinin Allah katındaki değerini şöyle ifade etmiştir:
“İnsanoğlu Kurban Bayramı’nda Allah’a kan akıtmaktan daha sevimli hiçbir amel yapamaz.”
Başka bir hadis-i şerifte ise: “Hâli vakti yerinde olup da kurban kesmeyen, namaz kıldığımız yere yaklaşmasın.”
Buyurarak bu ibadetin önemine dikkat çekmiştir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) aynı zamanda kurbanın paylaşma yönünü de bizzat yaşayarak ümmetine örnek olmuştur. Rivayet edildiğine göre iki güzel ve semiz koç kurban etmiş, onları kendi elleriyle kesmiş ve:
“Bunlar benim ve kurban kesemeyen ümmetim içindir.” buyurmuştur.
Yüce Allah da Kur’an-ı Kerim’de kurbanın yalnızca kesmekten ibaret olmadığını açıkça bildirmektedir:
“Onlardan yiyin ve eli dar olana, yoksullara yedirin.” (Hac Suresi, 28)
Bir başka ayette ise: “Etinden yiyin, isteyen ve istemeyen yoksullara da yedirin.” (Hac Suresi, 36) buyrulmaktadır.
Dinimizde kurban etinin bir kısmının ihtiyaç sahiplerine, bir kısmının misafirlere ayrılması tavsiye edilmiştir. Buna rağmen kurban etinin tamamını donduruculara doldurup aylarca tüketmek, kurbanın gerçek hikmetini anlamamaktır. Çünkü kurban sadece kesmek değil; paylaşmak, gönül almak ve bir yetimin yüzünü güldürebilmektir.
Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. Aişe validemize “Kurban etini ne yaptınız?” diye sorduğunda, Hz. Aişe:
“Ya Rasulallah, hepsini dağıttık, sadece ön ayağı kaldı.” demiştir.
Bunun üzerine Efendimiz: “Bilakis ey Aişe! Ön ayağı hariç hepsi kaldı.”
Buyurarak Allah için verilenin aslında baki olduğunu ifade etmiştir.
Velhasıl; kurbandan maksat sadece bir ibadeti yerine getirmek değildir. Asıl maksat Allah’ın rızasını kazanmak, fakiri sevindirmek, çocuklara bayram coşkusunu yaşatmak ve toplumda kardeşlik ruhunu diri tutmaktır. Kurban Bayramı’nı gerçek anlamıyla yaşamak da ancak bu ruhu yeniden hatırlamakla mümkün olacaktır.