<div>17 gün süren direniş ve 9 gün süren açlık grevinin ardından gelen bu kazanım, “Vaz geçenler değil, mücadele edenler kazanır” sözünün günümüzde hâlâ geçerliliğini koruduğunu bir kez daha ortaya koydu.</div> <div>Eskişehir’den yola çıkan madenciler, yalnızca haklarını değil, onurlarını savunmak için yürüdü. Aylarca maaşlarını alamayan, tazminatları ödenmeyen ve iradeleri dışında ücretsiz izne çıkarılan işçiler; seslerini duyurabilmek için, Polis müdahaleleri, barikatlar ve baskılar dahil, tüm engelleri göze aldı.</div> <div>Bağımsız Maden İş Sendikası öncülüğünde büyüyen bu mücadele, toplumun farklı kesimlerinden gelen destekle daha da güçlendi. Yapılan görüşmeler neticesinde, işçilerin alacaklarının ödeneceği taahhüt edildi.Bu kazanım, örgütlü mücadelenin gücünü gösterirken; aynı zamanda emekçinin sahipsiz bırakıldığında ne denli ağır bedeller ödemek zorunda kaldığını da ortaya koydu. Hukuk devletinde, bir işçinin hakkını alabilmek için yüzlerce kilometre yürümesi ve açlık grevi yapması kabul edilebilir değildir.Yaşanan bu mağduriyet, tesadüfi bir olay değil; yıllardır uygulanan ekonomik politikaların bir sonucudur. Özelleştirme adı altında gerçekleştirilen uygulamalar, stratejik alanların kamu denetiminden çıkmasına ve iş güvencesinin zayıflamasına yol açmıştır.</div> <div>Son yıllarda yapılan özelleştirmelerden elde edilen gelirlerin toplumsal refaha anlamlı bir katkı sağlamadığı yönündeki eleştiriler, bu süreci daha da tartışmalı hale getirmektedir. Madenler gibi stratejik kaynakların düşük paylarla özel şirketlere devredilmesi ise yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda milli bir mesele olarak da değerlendirilmektedir.</div> <div><strong>Bu noktada öne çıkan görüş nettir:</strong>Madenler, bu ülkenin ortak değeridir ve bu değer üzerinde en büyük söz hakkı millete ait olmalıdır.Türkiye’de sıkça dile getirilen kişi başı milli gelir artışı, geniş toplum kesimlerinin yaşamına aynı ölçüde yansımamaktadır. Üretilen değerin adil dağıtılmaması, emek ile gelir arasındaki uçurumu derinleştirmektedir.Bu tablo karşısında, Milli Ekonomi yaklaşımı bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. Milli paralarla ticaret, devletin ekonomik araçlarını daha etkin kullanması ve sosyal devlet uygulamalarının güçlendirilmesi gibi öneriler, daha adil bir gelir dağılımı hedefiyle savunulmaktadır.Madencilerin direnişi, yalnızca bir hak arama mücadelesi değil; aynı zamanda ekonomik düzenin sorgulanmasına neden olan bir örnek olmuştur. Bu süreç, halkın örgütlü bir şekilde hareket ettiğinde sonuç alabileceğini bir kez daha göstermiştir.</div> <div> Doruk Madencilik işçilerinin kazandığı zafer, tek başına bir sonuç değil; daha büyük bir mücadelenin başlangıcıdır. Bu direniş, tüm emekçilere birlik olunduğunda kazanmanın mümkün olduğunu hatırlatmaktadır.Aynı zamanda bu süreç, ekonomik politikaların ve kaynak yönetiminin yeniden tartışılması gerektiğini de ortaya koymaktadır. Emeğin karşılığını aldığı, kaynakların toplum yararına kullanıldığı ve refahın adil paylaşıldığı bir Türkiye hedefi, ancak kararlı bir duruş ve güçlü bir toplumsal iradeyle mümkün olacaktır.</div>