“Uluslararası Hukukun Çöküşü ve Türkiye’nin Tam Bağımsızlık Mecburiyeti”

“Uluslararası Hukukun Çöküşü ve Türkiye’nin Tam Bağımsızlık Mecburiyeti”

Rusya’ya ve Çin’e güç geçiremeyen, nadir elementleri temin noktasında ciddi sıkıntılar yaşayan Amerika, Venezuela Devlet Başkanı ve eşini tüm dünyanın gözü önünde kaçırmış ve yargılamaya başlamıştır.
İlk duruşma gerçekleşmiş, Venezuela Devlet Başkanı Maduro kendisine yöneltilen suçları reddederek “savaş esiri” olduğunu belirtmiştir. Mahkeme 17 Mart’a ertelenmiştir.
Bir devlet başkanının bu şekilde kaçırılıp yargılanması, uluslararası hukuka göre açık bir suçtur; tam anlamıyla bir zorbalıktır.
İşin garip tarafı şudur: Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Gazze’de uygulanan katliamlar sebebiyle İsrail Başbakanı Netanyahu hakkında tutuklama kararı vermiştir. Buna rağmen Netanyahu defalarca ABD’ye gitmiş, ancak tutuklanmamıştır.
ABD, Maduro hamlesiyle tüm dünyaya şu mesajı vermiştir:
“Uluslararası hukuku tanımıyorum; sadece ABD’de değil, tüm dünyada benim hukukum geçerlidir.”
Trump’ın asıl hedefi, Venezuela’da ABD’ye tam bağlı bir kukla yönetim oluşturmak ve başta petrol ile nadir elementler olmak üzere tüm kaynaklara el koymaktır. Trump yaptığı açıklamalarda bu niyetini gizlememiştir:
“ABD’nin Venezuela’da petrol ve diğer kaynaklara tam erişime ihtiyacı var.”
“Venezuela şu anda ölü bir ülke. Onu yeniden canlandırmalıyız. Altyapıyı yeniden inşa etmek için petrol şirketlerinin büyük yatırımlar yapması gerekecek ve şirketler buna hazır.”
“Venezuela’daki petrolü istediğimiz şekilde kullanmaya hakkımız var.”
ABD, resmen bir ülkenin yönetimine ve maden rezervlerine çökmüş durumdadır.
Bu hedeflerin arka planında; Rusya’nın Latin Amerika üzerindeki etkisini azaltmak, bu kıtayı tamamen arka bahçesi hâline getirmek ve Çin’in hammadde tedarik zincirini kırmak da bulunmaktadır.
Buradan Türkiye olarak çıkaracağımız çok önemli dersler vardır. Biz, ABD ile NATO’ya bağlı müttefik bir ülkeyiz. Ancak bu müttefiklik, tek taraflı olarak ABD’nin menfaatleri doğrultusunda ilerlemiştir. Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Filistin’de ve Lübnan’da yaşanan her gelişme Türkiye’nin aleyhine, ABD’nin lehine olmuştur.
Biz her geçen gün uluslararası platformlarda yalnızlaşmış, zayıflamış; kaybeden hep biz ve dost İslam ülkeleri olmuştur.
Şimdi iktidarıyla muhalefetiyle emperyalizme karşı yapılması gereken tek şey; güçlü ve tam bağımsız bir Türkiye inşa etmektir.
Türkiye’nin her alanda tam bağımsız olmaya şiddetle ihtiyacı vardır.
Milletimizi canından bezdiren ve dünyada artık bir örneği kalmamış kokuşmuş sistemle ekonomiye çare bulmak asla mümkün değildir.
Savunma sanayiinde gelinen nokta her ne kadar takdire şayan olsa da, alınacak çok yol, yapılacak misliyle iş vardır.
Türkiye’nin ilk olarak bağımsız ve tam milli bir siyaset anlayışına ihtiyacı vardır. Mevcut iktisadi sistem ve uygulamalardan tümüyle vazgeçilmeli, Milli Ekonomi Modeli’ne dönülmelidir.
Milli güvenlik konularında yalnızca Meclis’te bulunan partilerden değil, Meclis dışındaki siyasi görüşlerden de fikir alınması; milletimizin birlik ve beraberliğinin pekişmesi açısından elzemdir.
İktidar ve muhalefetin, milli meselelerde her şeyi bir kenara bırakarak şeffaf bir şekilde fikir alışverişinde bulunması son derece olumlu bir adım olacaktır.
Son olarak BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın yaptığı çağrıya yer vererek bitirmek isterim:
Muhalefete seslenen Hüseyin Baş,
“Cumhuriyetin değerlerinin ve kurucu unsurların yeniden devreye alınabildiği, yasama, yürütme ve yargı erklerinin bağımsız şekilde işleyebildiği bir parlamenter sistemin geri getirilebildiği bir Türkiye için; hukuk ve adaletin tesisi adına amasız, fakatsız, bütünleşik bir muhalefet şarttır. Aksi hâlde yarın yine bu tablo ortaya çıkarsa, muhalefet dedikleriniz iktidarın koltuk değneğidir.” ifadelerini kullanmıştır.